Audici

*engüzelblog*


Powered by Audici
Image Hosted by ImageShack.us

İslam dünyasında kadınların ilimden, irfandan geri kaldi..

QuranickidII.jpg image by medinem
Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz" emrine uyan hanımlar, okuyarak, dinleyerek, düşünerek hatta ibret alarak kendilerini çok güzel yetiştirebilir. İslamiyet'e göre yeryüzü bir mekteptir. müslüman her yaşta talebedir. Elbette ki bildiklerimizi anlatır, bilmediklerimizi öğreniriz. Hal böyle olunca kendini yetiştiren kızlar, hanımlar için öğretmendir.
Tecrübelerimle sabit ki, bir hanıma en tesirli olan yine hanımlardır. Galiba hanımlar birbirlerinin dillerinden daha iyi anlıyor.

Aile ziyaretlerinde erkekler bir odada oturup tefsir falan okuyabiliyor. Hanımlar bunu kolay yapamıyor. Çünkü çocuklar, çay, , ikram derken toplantı bitiyor. Bunların içinde kültürlü bir hanım olsa, daha önce hazırladığı kısa bir ibareyi okuyup anlatsa ne kadar faydalı olur. Akrabalar ve dostlar arasında gidip gelmeler, dinî sohbetler olmadığı zaman hiçbir değer taşımaz. Sıla-i rahim olmaktan çıkıp günah kazanma toplantılarına döner.

Çeşitli sebeplerden dolayı okuyamayan hanımlar var. Mesela ailesi müsaade etmiyor, ekonomik durumu uygun olmayabiliyor yahut başörtüsü meselesinden ötürü okuyamayabiliyor genç kızlar... Bunların hiçbirisi çaresizlik sayılmaz. Her kesimden büyük adamlar çıkmıştır. Bu durumdaki hanımlar çaresizlik içine düşmemeli.

İslam dünyasında kadınların ilimden, irfandan geri kaldıkları bir gerçek. Bunun için kendini yetiştiren hanımlara su gibi ihtiyaç var.

 Yeni neslin ilk mürebbisi, muallimi olması hasebiyle, kadının yetişmesine itina göstermek lazım. Kültürlü, müslüman bir annenin kontrolünde büyüyen çocuğun, başka tesirlere kapılması pek mümkün değil.

 Zaten hanımların en güzel hizmeti, aile hayatlarını Müslümanca yaşamalarıdır.

 Peygamberlerin, alimlerin, evliyaların da anası var. Öyleyse her anne, evladını İslam alimi olarak yetiştirebilir. İnsan tek başına kalsa da müslüman olduğu müddetçe dinini yaşamalıdır.

 Evvela kendisini, sonra mıknatıs tesiri yaparak başkalarını da kurtarır... Allah'ın rahmeti her yere yağmur gibidir. Herkes ondan istifade edebilir.

Bütün malını mülkünü İslamiyet uğruna veren, her türlü sıkıntıya, meşakkate bu ulvi dava için razı olan, İslamiyet'i yaşamakta bütün kadınlara değişmez örnek olan Hz. Hatice (ra), bir kadının nerelere uzanacağını ve ne büyük merhaleler alacağını göstererek hanımların örnek alacağı gerçek lider olmuştur...

Allah yazıları hareketli besmele dini resimler la ilahe illAllah gifleri dini şekilli avatarlar

21/12/2009 | Kategori: YAZILARIM | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalici Baglanti

"Oraya esenlikle ve güvenlikle" gireceklerdir. (Hicr Suresi, 46


Allah, huzuruna mümin olarak gelecekler için içlerinde ebedi olarak kalacakları cenneti vaat etmiştir. Allah'ın vaadi ise şüphesiz ki gerçekleşmesi kuşku götürmeyen, en kesin sözdür. Böylece kesin bir bilgiyle inananlar, bu vaadin gerçekleşeceğinden asla kuşkuya kapılmaz ve mümin olarak canlarını teslim ettikleri takdirde günahlarının bağışlanarak cennete kabul edileceklerini bilirler.
Bir ayette şöyle geçer:
""Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) kendi kullarına gaybtan vaadetmiştir. Şüphesiz O'nun vaadi yerine gelecektir. (Meryem Suresi, 61)
Allah'ın kendilerine cenneti vaat etmiş olması, müminleri tarifsiz bir sevinç ve coşkuya sürükler. Onlar, Allah'tan daha çok sözüne sadık kimse olmadığını, O'nun salih kulları için cenneti istediğini ve onları buraya mirasçı kıldığını bilmektedirler. Allah'ın cenneti vaat etmesiyle ilgili bir başka ayet şöyledir:
Şimdi kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz, dolayısıyla ona kavuşan kişi, dünya hayatının metaı ile metalandırdığımız sonra kıyamet günü (azaba uğramak için) hazır bulundurulan kişi gibi midir? (Kasas Suresi, 61)
Bu ayetten de açıkça anlaşıldığı gibi, Allah'ın bir vaadde bulunması, buna kavuşmak için kesinlikle yeterlidir.
 Allah kimlere cenneti vaat etmişse, bunlar Allah'ın izniyle sonsuz nimetlere kavuşacaklardır. Müminler de cennete girdiklerinde bu durumu ikrar edecek ve Allah'a şöyle şükredeceklerdir:
Dediler ki: Bize olan vaadinde sadık kalan ve bizi bu yere mirasçı kılan Allah'a hamd olsun ki, cennetten dilediğimiz yerde konaklayabiliriz. (Salih) amellere bulunanların ecri ne güzeldir. (Zümer Suresi, 74)
Dünya hayatında çeşitli kereler müjdelenmiş ve Allah tarafından cennet vaat edilmiş müminler, yaşamlarının sonunda umut ettiklerine kavuşacaklardır.
 En sonunda o beklenen an gelir.
 Bir müminin hayatı boyunca tefekkür ettiği, kavuşabilmek için dua ettiği ve layık olabilmek için vargücüyle çalıştığı yer, "kalınacak yerlerin en hayırlısı" ve "Allah katındaki asıl varılacak güzel yer"dir cennet. Müminler için hazırlanmış ve onlara sunulmak üzere kapıları açılmıştır. Müminlerin cennete girişleriyle ilgili bir ayet bu eşsiz manzarayı şöyle tarif eder:
Onlar Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından salih davranışlarda bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:) "Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel." (Rad Suresi, 23-24)
Onlar cennette "esenlik dileği ve selamla" (Furkan Suresi, 75) karşılanacak ve "Oraya esenlikle ve güvenlikle" gireceklerdir. (Hicr Suresi, 46) Yapılacak tek şey kalmıştır: Sadece müminler için hazırlanmış ve türlü nimetlerle donatılmış bu sonsuz yurdun güzelliklerini keşfetmek. 

                 

16/12/2009 | Kategori: YAZILARIM | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalici Baglanti

Müslümana Güzel Konuşmak Yakışır‏

Image Hosted by ImageShack.us
Güzel söz söylemek denince akla ilk önce iltifat etmek, sevgiyi dile getirmek ya da umut veren konuşmalar yapmak gibi şeyler geliyor.

Oysa Allah (c.c.)’ın Kur’an’da bizlere öğrettiği güzel söz, her ne kadar bu sayılanları içine alsa da, çok daha farklı ve geniş bir anlam içerir. Allah (c.c.) güzel sözü bizlere “Allah (c.c.)’a çağıran, salih amelde bulunan ve ‘Gerçekten ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet Sûresi, 33) ayetiyle tarif eder. Yani asıl güzel söz insanları Allah (c.c.)’a çağıran, Kur’an’a uymaya davet eden sözdür.

 Güzel sözü söyleyen, yani Allah (c.c.)’a çağıranlar ise yalnızca iman edenlerdir. İnsanlara karşı iyi muamele ve güzel söz söyleme İslam’ın prensiplerindendir. Güzel söz: Gönül alan, onur kırmayan, hak ve doğruyu gösteren bütün sözlerdir.

 Sözlerin en güzeli, insanları hakka, doğruya, olgunluğa, insanca yaşamaya sevk eden Allah (c.c.)’ın kelamıdır.

“Allah (c.c.), ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden Kitab’ı sözlerin en güzeli olarak indirmiştir.” (Zümer/23) Sözlerin en güzeli olan Allah (c.c.)’ın kelamını ümmetine tebliğ eden Hz. Peygamber (sas) de birçok hadislerinde insanlara karşı güzel söz söylemeyi emir ve tavsiye etmiş ve bizzat kendisi de hayatı boyunca kaba sözden sakınmış; şahsına hakaret eden insanlara bile; “Allah (c.c.)’ım onlara hidayet et.

 Çünkü onlar gerçeği bilmiyorlar.” diyerek duada bulunmuş ve yumuşak, güzel muamele etmiştir.

Müslüman elinden ve dilinden zarar görülmeyen insandır; başkalarına dil uzatmak, lanet etmek, kötü iş yapmak ve kötü söz söylemek Müslüman’a yakışmayan hallerdir. Mümin dil uzatıcı değildir, lanet okuyucu değildir, kötü iş yapan, kötü söz söyleyen değildir.

Allah (c.c.)’ın dinini anlatmak, Kur’an ile öğüt vermek, iyiliği emredip kötülükten men etmek, Allah (c.c.)’ın ayetlerini hatırlatmak; bunların hepsi birer çağrıdır ve bir insana söylenebilecek en hayırlı, en güzel sözlerdir.

Müminlerin insanları Kur’an ahlâkına yönelten bu sözleri, doğrudan karşılarındaki kişiyi hoşnut etmeye yönelik olmadığı gibi, herhangi bir menfaate yönelik de değildir. Tüm bu sözlerin tek bir hedefi vardır; Allah (c.c.)’ı razı etmek ve karşıdaki kişinin de Allah (c.c.)’ın razı olacağı ahlâkta bir insan olmasına vesile olmak... Hedef bu olunca Allah (c.c.)’ı zikretmek, güzel ahlâkı anlatmak ve ahireti kazanmaya çağırmak gibi, kimi zaman kişiye eksik olduğu yönlerde öğüt vermek, Kur’an ayetleri doğrultusunda hatalarını eleştirmek, korkup sakınmasını hatırlatmak da aynı şekilde güzel sözdür.

Bir söz bir insanın hayatını değiştirebilir. Cehenneme doğru yuvarlanmaktayken, elinden tutup cennet muştuluları arasına sokabilir. Günahlar içinde kaybolup gitmiş, “Artık bu iflah olmaz” sandığınız insanlar bile bir güzel söz, bir tatlı dil ile hakikat ışığını bulabilir. Ve siz “Adam sen de..” demeyip de birkaç saniyenizi alacak güzel bir söz söyleyerek dünyalara değer bir sevaba erişebilirsiniz.

Bir kişinin size Kur’an ile öğüt vermesi, hataya düşebileceğiniz bir tavra karşı sizi uyarması ya da Allah (c.c.)’ın rızasına yönelik hatırlatmalarda bulunması size söylenebilecek en güzel, en hayırlı ve en hikmetli sözlerdir. O anda hatalarınızı düzeltmenin ne kadar hayati önemde olduğuna samimi olarak kanaat getirdiğiniz için her türlü öğüde açık olursunuz. Daha duyduğunuz anda sizin hayrınız için söylenen bu sözlere can u gönülden uyar, karşınızdaki kişiye ise bu yaptıkları nedeniyle çok büyük bir minnettarlık duyar ve hatta ondan size yeni öğütler vermesini talep edersiniz.

Dünya hayatında Allah (c.c.)’a çağıran, Kur’an ahlâkını yaşamayı hatırlatan her söz kaçırılmaması gereken fırsatlardandır. Dünyada henüz vakit varken Kur’an ahlâkının yaşanması için verilen her öğüt, hayra ve iyiliğe yönelik her çağrı ve hesap gününe karşı yapılan her uyarı, insanların azaptan korunmasına ve cenneti kazanmasına vesile olacaktır: Allah (c.c.)  , “... Sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş olarak bulunduracağız.” (Meryem Sûresi, 68) ve “Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz.” (Meryem Sûresi, 72) ayetleriyle, tüm insanların her an cehennemle yüz yüze gelebileceğini ve ancak iman edenlerin cehennemden kurtarılacağını haber vermiştir.

Evet, çocuklar, gençler ve yaşlılar olarak, okulda, mahallede, evde ve işyerlerinde güzel konuşmak, güzel şeylerden bahsedip, boş sözlerden uzak durmak karakterimiz haline gelmeli.

GÜZEL SÖZLE KARŞILIK VER!
“Rahman’ın kulları yeryüzünde mütevazı yürürler. Bilgisizler kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak sözle karşılık verirler.” (Zümer, 63)

BOŞ SÖZE YÜZ ÇEVİRİN!
“Onlar, boş söz işittikleri vakit ondan yüz çevirirler. ‘Bizim işlediğimiz bize, sizin işlediğiniz sizedir. Size selam olsun, cahillerle ilgilenmeyiz.’ derler.” (Kasas, 55)


15/12/2009 | Kategori: YAZILARIM | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalici Baglanti

İnsan Allahtan Utanmayınca


BİRİNİ edebe davet ettiğimizde "Allah’tan utan" deriz. Din literatüründe bunun adı "hayá"dır. Aslında hayá, "dirilik" anlamını da taşır. Hayálı insan, kalbi diri insan demektir. Kalbi ölmemiş, nefsini Allah’ın, insanların ve kendisinin yanında "rezil" etmemiş insan demektir. Hayá budur işte.


Peygamberimiz (SAV), çok utangaç olduğu için dostu tarafından kınanan birini gördüğünde kınayana, "Ona ilişme. Bırak öyle kalsın. Çünkü hayá imandandır. İmanı olduğu için utangaçtır" diyecekti.

Bunu tamamlayan başka bir hadisinde şöyle buyurur: "İman altmış (60) parçadan oluşmuştur. Hayá da bu parçalardan birisidir." Bu parçalar bir araya gelirse kámil (olgun) iman oluşmuş olur.

O halde kalbi ölmüşse kişinin, nefsinin esiri olmuşsa, yalpalıyorsa, savruluyorsa, arzularına hayır diyemiyorsa, kendini azdıracak şartları zorluyorsa, temiz hayattan kirli hayata kaçıyorsa, hayatı çirkin fantezilerden ibaret sanıyorsa, ar damarı çatlamışsa, kendini temize çıkarmak pahasına her tarafı kirletiyorsa, yani kısaca "hayásızlaşmışsa" yapılacak bir şey yoktur artık.

Diğer yandan bir başkası da utancını kaybetmişlerden ders alacağına utançlarını yüzüne vurup duruyorsa; "Kardeşini her günahından dolayı ayıplayan, onun işlediğini işlemeden ölmez" hadisinin ürkütücü anaforuna kapılabilme endişesinin muhatabı olur. Bu bir temenni değil, ürküntüdür sadece. Sünnetullahtır, Allah’ın değişmez kuralıdır sadece.

Peki, cemiyette işlenen günahlardan, hatalardan ve hele yüz kızartıcı olanlarından bahsetmeyelim mi? Tabii ki bahsedelim. Ders olacak biçimde. Hırsla değil. Dini vasfı ön planda olan birinin yaptığı yanlışın hesabını dine kesmeden. Bunu dinle hesaplaşma noktasına taşımadan. Çünkü kimsenin bu şerefli dini temsil etme yetkisi yoktur. Bu yetkiyi verecek bir merci de tanımıyoruz. Din herkesindir, iman eden herkesin.

Allah adına, ancak Yüce Allah ve O’nun şanlı elçisi konuşur. Hiçbir dinin mümininden, o dinin kendisi sorgulanmaz. Hatalar kişilerindir, dinin değil. Hele din adına bir şeyler yaptığına inanan kişilerin de hayatlarıyla binlerce kez hesaplaşmaları gerekir. Yanlışı varsa ya düzelmeli veya kendini iskat etmeli, yani kendini bu iddiadan soyutlamalı. Bu böyle, başka bir çözümü de yok!

Aslında, Allah’tan utanmayan, edebini kaybedeni gördüğümüzde bizim Allah’a karşı utancımız artmalıdır. Sığınmamız, dualarımız, istiğfarlarımız artmalıdır. İnsanoğlunun şeytan karşısındaki samimi duruşunu kaybettiğine hayıflanmamız artmalıdır. Allah’ım, beni ve bu kardeşimi ve bütün günahkárları affet deyişlerimiz artmalıdır.

Diğer taraftan; hayásını yitirmişin, yanlış yapanın, günahına asla bir mazeret uydurmamamız gerekir. "Yanlış yapan bendendir, koruyalım" demememiz gerekir. Evet, günah işleyen de işlemeyen de bendendir, yani insandır, yani zayıftır, yani günaha direnemiyordur belki ama niye bunu söylemekten yüksünelim? Ne adına.

O halde günahın insanoğlunun en kırılgan anı olduğunun farkında olarak şöyle diyelim mi: "Ya Rabbi! Ayakları sabit tutan Rabbim! Ayaklarımızı kaydırma. Ayakları kayana merhamet et. Beni kınayıcılardan değil, ders alıcılardan kıl. Zor günde hesabımı kolay yap. Beni sözümle, özümle bir kıl. Şerrin kapılarını kapat bana. Beni kınananlardan etme, beni kınayana da sen merhamet et."

Büyük İslam alimi İbn Kayyım der ki: "Günahlardan ürpermemen, Allah’ın yanında işlediğin günahından daha feci bir günahtır. Günah işliyorken gülmen, Allah’ın yanında işlediğin günahtan daha fecidir. Günah işliyorken Allah’ın seni görmesinden ürkmemen, utanmaman, işlediğin günahtan daha feci bir günahtır."

* * *

İbrahim bin Ethem’e gelen birisi, "Tövbe etmek istiyorum ama tekrar günaha dönerim diye de endişeleniyorum. Bana günaha dönmeyeceğim bir tövbe yolu gösterir misin?" der. İbn Ethem der ki: "O zaman Allah’ın yarattığı yerin dışında bir yerde günah işle." Adam der ki: "Bu yeri nereden bulayım? Bütün yer Allah’ın değil mi?" İbrahim bin Ethem der ki: "Peki, bütün yer Allah’ın ise onun yarattığı yerde O’na isyan etmekten utanmıyor musun?"

Evet, bu cümlelerin muhatabı kimse değildir. Ama kimse de bu cümlelerin dışında değildir. Çünkü kimimizin hata ve kusurları bugün ortaya çıkar, kimimizin ise hesap gününe ertelenir. Rabbimiz tümümüze acısın.

11/11/2009 | Kategori: YAZILARIM | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalici Baglanti

Kötülüğü engellemek

Bilindiği gibi tebliğ, iyiliği emretmek ve kötülükten men etmektir. Eğer bu görevi yerine getiren bir topluluk yoksa bundan bütün Müslümanlar mesuldürler.
 Âl-i İmran ayeti bunu ikaz eder: “Ve içinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir cemaat bulunsun. İşte onlar kurtuluşa ve saadete erenlerdir. (Âl-i İmran-104).

Unutulmamalıdır ki; insanın bu görevi yerine getirmesi için mükemmel biri olması gerekmez.
 Kişi sosyal konumu neyi gerektiriyorsa, o tepkiyi vermelidir. Kişinin müdahalesi işi engelleyici değil de işi daha da dallandırıp budaklandıracaksa faydası yoktur.
Kişi aile reisi ya da her anlamda yönetici ve idare edici konumdaysa ve sessiz kalıyorsa vebali daha da artar.
Sözü dinlenen durumda olan bir kişinin önünde caiz olmayan bir iş yapılıyorsa o kötülüğü durdurmak o kişi üzerine vaciptir.

6/11/2009 | Kategori: YAZILARIM | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalici Baglanti

<Önceki sayfa |